Tekne Kedileri III

İlk olarak Naviga Magazin’de yayınlanmıştır. © Naviga

Ünlü Türk Tekne Kedileri

Tabii ki ünlü Türk tekne kedileri de var. Bu bölümde üçü ünlü, birisi de ünlü olmasa da, benim için özel Türk tekne kedilerini anlatmak istiyorum.

Miço

Ve tabii ki Oda ve Sadun Boro’nun yoldaşı, Kısmet’in Miço’su. İlk ünlü Türk deniz kedisi Miço, Oda ve Sadun Boro tarafından Kısmet mürettebatına Kanarya adalarında eklendi.

tekne kedileri - Sadun Boro ve mico1

Sadun Boro’nun kaleminden, Miço’nun yolculuğa katılışı;

“Kanarya Adaları’nda, Kısmet’in mürettebat listesinde mühim bir değişiklik oldu. Her ikimiz de artık yaşlanıyoruz. Yolda bize yardımcı olur diye, genç bir gemiciyi Atlantik yolculuğuna başlamadan önce yanımıza aldık.

Size kendisini takdim edelim: Annesi Lucy, Pasifik’in vahşi Yeni Hebrid Adaları’ndan, yeşil gözlü, kapkara bir siyahi güzeli… 

Akdeniz limanlarına
gelince, her genç kız gibi onun da başından gizli bir aşk macerası geçmiş.
Bizim gemici, 3 Ağustos 1965 günü, Malta Adası’nda, annesinin bulunduğu
Amerikan kotrasının başaltında, ailesinin bir tek erkek evlâdı olarak
gözlerini denize açmış… O’nun da iri gözleri annesininki gibi yemyeşil, bir
tanesi siyah sürmeli… Sırtı tekir, karnının altı beyaz…

Kendisi ile ilk defa Cartegana Limanı’nda teşerrüf ettik. Yanımızda
demirleyen John Hanna adlı Amerikan yatının güneş tenteleri üzerinde,
annesi ile beraber oynayan cin bakışlı, ele avuca sığmaz bir kedi yavrusu…
Sonradan gittiğimiz limanlarda, bu kotra ile gene beraber olup sahipleri ile
çok yakın arkadaş olmuştuk. Bir gün bizimle kader birliği yapacağı aklı
hayalimizden dahi geçmeden, boş vakitlerimizde, bu afacanın türlü
maskaralıklarını zevkle seyrederdik. Las Palmas’a vardığımız zaman onu
biraz daha büyümüş bulduk. Kendisini başkasına vermeye hazırlanıyorlardı.
Önce bize sordular, “alır mısınız” diye. O güne kadar tekneye kedi almayı
doğrusu hiçbir zaman düşünmemiştik. Arzumuz bekçilik de yapacak ufak bir
köpek yavrusu almaktı.

Oda’nın da ısrarı ile, önümüzdeki uzun yolda bize bir eğlence olur düşüncesi
ile “peki” dedik. Böylece Las Palmas’da Kısmet’in mürettebatı ikiden iki
buçuğa çıktı. Kendisi daha genç ve acemi denizci olduğu için gemici cüzdanı
“Miço” olarak çıkarıldı… O zamana kadar Oda, miço idi. Onun gelişi ile
kendisi de ikinci kaptanlığa terfi ettirildi…”

Sadun Boro – Pupa Yelken, Kısmet’in Dünya Seyahati

 

Pupa Yelken’i ilk okuduğumda on yaşındaydım. Sadun üstadın anlattığı deniz dünyasının büyülü hikayelerinin arasında Miço’nun maceraları da hayal dünyamın kıymetli hazineleri haline gelmişti. Güverteye düşen uçan balıklara düşkünlüğü, tekneden düşüp tek başına geri tımanması, Oda ve Sadun Boro’ya sayılarak uyuması, Miço belki de insan olmayan ilk çoçukluk kahramanımdır.

Doğal olarak, Miço dünya seyahati tamamlandıktan sonrada Boro ailesinin bir parçası olarak kaldı. Bir tekne üzerinde dünyaya gözlerine açan Miço, 13 yıllık ömrünün neredeyse tamamını tekne üzerinde yaşayıp, yine denizde hayata veda etmiş.

Tekne kedileri - mico

Pebbles ve Sheba

Hülya ve Derek Leigh’in Atlantik ötesi yolculuğunda onlara eşlik eden, birbiri ile tamamen zıt karakterdeki kedi yoldaşları; Pebbles ve Sheba’dan da bahsetmeden olmaz.

Tekne kedileri - pebbles

Pebbles, Hülya ve Derek’in Blue Belle ile Antalya’dan ayrılmadan önceki ev hayatlarında varolan, biraz hırçın bir kedi. Geride bırakamadıkları için yanlarına alıyorlar. Ancak Pebbles, denizde mutsuz, tekne hayatını sevemiyor ve bunu her fırsatta onlara tırnaklarıyla anlatmaya çalışıyor. Neyse ki, Yunanistan’da tanıştıkları bir aile, Pebbles’i çok sevip, sahiplenmek isteyince, biraz hüzünlü de olsa hepsinin mutluluğunu göz önüne alarak, Pebbles ile orada vedalaşıyorlar.

Tabii kader onları kedisiz bırakmıyor. İspanya’nın Aguadulce limanında Atlantik geçiş hazırlıkları yapmak için kışladıkları dönemde, yanlarına bağlanan bir İngiliz teknesinde pek de mutlu bir hayatı olmayan Sheba, Hülya ve Derek’i sahipleniyor. Duruma kedinin o zamanki sahipleri (insanları) dünden razı olduğu için Sheba da Blue Belle’e transfer oluyor.

Pebbles’ın aksine, oyun oynarken bile tırnaklarını çıkartmaktan çekinen tombul Sheba, iki kez Atlantik Okyanusu’nu geçerek onlara nasıl sıkı bir denizci kedi olduğunu kanıtlıyor. Üstelik bu uzun seyirlerden son derece keyif aldığını da Hülya Leigh’in Atlantik notlarında okuyoruz.

“Dün gece ilk kez Sheba da nöbet tutmaya başladı. Gece yarısından saat dörde kadar dümende Derek’in kucağında oturmuş. Sabaha kadar da, benim kucağımdaydı. Onunki balık nöbeti, tekneye çarptığı anda yakalamak için. Sabahları gün ağarır ağarmaz tekneyi turlayıp akşam gözünden kaçan balık var mı diye bakıyor. Bugün kısmetine sadece bir balık çıktı. Düşünüyorum da İspanya’dayken “Bu kedi denizde uzun yola nasıl dayanacak” diye boşuna telaşlanmışız. En ufak bir sorunu yok. Nereye gittiğimiz, kaç gün kaldığı hiç umurunda değil. Balıklar tekneye çarpmaya başladığından beri keyfi yerinde, kucakta oturup bizimle nöbet tutuyor. Tek sorunumuz, bizim kedi öyle hafif siklet değil, maşallah kalça, göbek yerinde… Uzun süre kucakta oturunca ağırlığını hissettiriyor. Derek bile bir süre sonra “Bacaklarım uyuşmaya başladı Sheba, haydi in biraz dolaş” diye onu yollamaya kalkıyor ama Sheba’nın yürüyüşü kısa mesafeli. Yeni düşen balık var mı diye!.. Kısa bir turdan sonra yine dümende hangimiz varsa gelip kucağımızda balık nöbetine devam ediyor.”

Prenses

Her ne kadar ünlü olmasa da, Kanada Toronto’dan, Bahamalar’a uzanan bir yıllık yolculuğumuzda da yoldaşımız olan Prenses’le de tanışmanızı isterim.

Prenses hayatımıza ilk 2006 yılında girdi. Tanışma hikayemiz dolaylı da olsa deniz ile ilgili… İlk teknemiz Badem’in arızalı marş motorunu sökmüş Bostancı sanayide bobinajcıya götürüyorken E-5’in sol şeridinde gördüm onu ilk defa. O zamandan beri “Dünya Tekir Güzeli” Prenses ailemizin bir ferdi, hayatımızın bir parçası oldu. (Ben Prenses’i Dünya Tekir Güzeli diye severim 🙂

Prenses 2 yaşındayken bizimle İstanbul’dan, Toronto’ya taşındı. Çok hırçın mizaçlı olduğu için, tam zamanlı tekneye taşınana kadar, Prenses’i tekneye götürmeye hiç çalışmadık, ev kedisi olarak yaşamaya devam etti.

Evimizi kiraya verip tamamen tekneye taşındığımızda, Prenses de teknede yerini aldı. Birkaç ay süren yolculuk hazırlıklarımız, onun için de tekneye adapte olma fırsatı oldu.

Toronto’dan, Bahamalar’a bizimle birlikte yaklaşık 1800 mil deniz yolculuğu yaptı. O da Miço gibi güverteye düşen uçan balıkların tadına baktı, her yanaştığımız limanda tekneden inmeden etrafı kontrol edip, güvenliğimizi garantiledi.

Bu yolculukta bir çok keyifli anların yanı sıra, sert havalar, yangın, karaya oturma, dümen arızası, helikopterle tekneden alınma ve Dorian Kasırgası deneyimlerini de yaşadıktan sonra bizimle sağ-salim geri döndü. 

Prenses şimdi 18 yaşında, dizimizin dibinde mutlu mırnav yaşamaya devam ediyor.

 

Tekne Kedileri - Prenses1

Yorum Yapın